I.
Bar.
“Yüksek müzik sesi kulaklarını tırmalıyor. Bir grupla birliktesin, masada iki kız dört erkek oturuyorsunuz. Yanındaki kızdan epey hoşlanıyorsun, belki ona aşıksın. Birada dört litre barajını geçtin, bundan sonra daha dikkatli olmalısın.”
Elimdeki üçte birine kadar dolu bardağın içindeki birayı yere paralel dairesel hareketlerle döndürürken bunları düşünüyorum. Sıkıştığım zamanlarda ortamdan soyutlanıp objektif bir bakış açısıyla kendimle ilgili duygulardan arınmış bir durum değerlendirmesi yapmayı severim, ayrıca bira köpüklerinin bardağın etrafındaki dairesel hareketi bana hep çekici gelmiştir.
Hafifçe gülümsüyor, dibine gelmiş sigaramı küllüğe basıyorum. Kalan birayı bir dikişte bitirip boş bardağı masaya koyarak arkamı dönüyor, geçmekte olan garsonu durdurup “ellilik” diyor, “bu son” diye düşünüyorum. Yanımdaki kız yanındaki adama heyecanla bir şey anlatıyor, elleri onunla ilgilenirken bacakları benim bacaklarıma değiyor. Temas, sanki onun tenine hiç değmemişim gibi heyecanlandırıyor beni, kanımda bir alevlenme hissediyorum. Elimi dizine koyup bana doğru dönmesini sağlıyorum. Temasımla irkiliyor. Soran gözlerle önce dizindeki elime, sonra da bana bakıyor. Soğuk. Bana sarıldığındaki gülümsemesini getiriyorum aklıma, bu beni biraz rahatlatıyor. “Doğru ya, kesin bir şey olmuş o’na!” diye düşünüyorum. “Yoksa neden böyle davransın ki?”
Kendimi avutmayı bırakarak kulağına doğru eğiliyor; “Sana bir şey söylemem lazım, sanırım ben sana aşık oluyorum.” diyorum.
İlan-ı aşk için uygun olan mekanlar vardır ve bir bar kesinlikle bunlardan biri değildir.
Yüzüme bakıyor, gülümsüyor. Bu gülümsemeyi biliyorum, “kazandım!” gülümsemesi bu, “elimdesin!” diye haykıran bir gülümseme. İlişkinin benim için o an bittiğini anlamamak için mal olmam gerekiyor.
Azıtıyor ve gidip tamamen ayrı bir adamla ilgilenmeye başlıyor.
Garson elliliğimi önüme koyuyor, bir sigara yakıyorum ve gülümsüyorum.
Ve ben hatırı sayılır bir mallık katsayısına sahibim.
II.
Bar.
“Bar. Demir barlar, dikkatli olmalısın!”
Almanca dersindeyim. Sol ön çaprazımda oturan kızı izliyorum. Kız tutkuyla sıranın altındaki demir barları okşuyor. Tutuyor, gevşetiyor, diğer eli kendi vücudunda… Hipnotize olmuş gibi ona bakıyorum. Hocanın sesi bölük pörçük ulaşıyor, anlamıyorum. “Bu,” diyorum kendi kendime, “hayatımın en güzel 10 anından birisi!”
“……. gestern gemacht?” Yusuf beni dürtüyor, soru bana sorulmuş. Yusuf’un gösterdiği yerden cevabı okuyorum, hoca başıyla bir onay işareti yapıp “ja, richtig” diyor, başkasına yönelip başka bir soruya başlıyor. Hemen kıza dönüyorum, kız bana bakıp gülümsüyor.
Keşke hala eskisi kadar mal olsaydım!
III.
Bar.
“Fotovoltaik hücrelerle sürülen fırçasız DC motorlar ve onlara bağlı omnidirectional tekerleklerin kaidelerinin dayanabileceği maksimum basıncı düşünüyorsun. Bir yandan da Mekatronik dersi için yapman gereken havan topu mekanizmasına yerleştireceğin gülleyi fırlatmak için kaç Bar basınç uygulamanın yeterli olduğunu hesaplaman gerektiğini hatırlıyorsun.”
Okuldayım, bahçede oturmuş yalnız başıma çay sigara yapıyorum. Önümden insanlar geçiyor, sadece güzel kızlar geçtiğinde kafamı kaldırıp bakıyorum. Soğuk bir rüzgar esiyor, paltoma iyice sarınıp gülümsüyorum. Soğuk rüzgarın 85 kiloluk kütlemi kaldırıp beni nazikçe kapkara bulutların üzerine bıraktığını hayal ediyorum. Bu beni iyice keyiflendiriyor, gülümsemem tüm yüzüme yayılıyor. “Duru” geçiyor o ara önümden, bana bakıyor, bakışını iade ediyorum.
Çıldırıp “lanet olsun sana!” diye bağırmaya başlayan, üzerime atılan, minicik elleriyle beni yumruklayan, tırmalayan eski kız arkadaşım geliyor aklıma, o bütün bunları yaparken duvar gibi durduğumu, hatta inceden gülümsediğimi hatırlıyorum.
Bir şarkı tutturuyor, sigaramın son nefesini verirken şarkının son sözlerine eşlik ediyorum ; “Will ich's wagen, ist es gut? Oder bin ich doch verflucht?”
Sırıtmam Deniz’in “ne sırıtıyon lan mal gibi?” diye sorarak yanıma gelmesiyle donuyor.
“Evet” diyorum, “haklısın.”
| Yazının devamını okumak için sayfa seçiniz: 1 |